11/7/2009 - Hoyrat Eller

Kaba saba herkes… En yakınımdakilerden en uzağımdakilere kadar her biri en kırıcı kimliklerle seyahat ediyorlar dünya gemisinde. Kırılıyorum, parçalanıyorum. Bir gün kırılmamayı öğrenecek miyim Rabbim? Çok şey mi istedim? Sımsıcak bir kucaklayış, sevgi dolu bir öpüş ve merhametli bir bakıştan başka… Sabahın ilk ışıklarını beraber kucaklamak, akşam uykunun derinliklerine beraber dalmaktan başka… Korkulu rüyalardan sıçrayıp güven veren kollarında avunmaktan başka… Bütün bu kırıcı güruha inat, en yumuşak, en naif sözcüklerle birbirimize hitap etmekten başka… Kırılıyorum, parçalanıyorum. Bir gün kırılmamayı öğrenebilecek miyim Rabbim? Sen mi beni böyle kırılgan yarattın yoksa bu insanlar mı bunca üstüme gelip bozdular bağışıklık sistemimi? Bunlar da birer imtihan mı Rabbim? Öyle ise yardım et ne olur? Beni onlara muhtaç etme. Çok şey mi istedim? Hayat zor ve inceyim ben. Kırılıyorum, beni hala tanımadılar mı en yakınlarım bile? Yok Rabbim, kimse senden iyi bilemez ki, ne diyorum ben. Sana sığınıyorum affet. Kaba saba herkes… “Nasılsın?” diye sorup sonra bunu lütuf addediyorlar. Aylar sonra nasıl olduğumun bir önemi var mı? Hem kime ne? Üstelik en ince dediğim, en düşünceli dediğim yapıyor bunu ve ardından da bir sürü azarla ücretini alıyor. Hıh, hayat işte. O da bunu yaparsa… Neyse öyle işte… Letafete hasret ruhumuz hoyrat ellerin tırnak aralarında kalmaya devam ediyor hala. Ya sabır!
|